
Ortadoğu’nun kalbinden herkese merhaba.
Bugün Müslümanlar için bu toprakların en anlamlı, en önemli ve en kutsal bölümündeyiz. Yazılarımı düzenli okuyanlar fark etmiştir bu topraklarda nasıl da tüm dinlerin, dillerin, ırkların ve milletlerin bir arada iç içe olduğunu. Bunun en güzel örneğini ise geçen haftaki yazımda Kudüs’ün Eski Şehri’nde görmüştük. Bugün eski şehrin içindeki dört bölümden en büyük kısmını içeren Müslüman bölümündeyiz. Ve tabii ki burada ele almam gereken en önemli kutsal yapı ‘Mescid-i Aksa’dayız. Mescidi Aksa, Kudüs’te Eski Şehrin güneydoğusunda yer alır ve Eski Şehrin altıda biri kadar büyük bir alanı kapsar.
Müslüman mahallesi deyince aklınıza sadece Müslümanlara ait yapılar gelmesin. Müslüman bölümünde bir çok kilise bulunmakla birlikte Hristiyanlar’ın hac yolu olan ‘Via Dolorasa’nın'(çile yolu) bir kısmı da bu mahallenin sınırları içerisinde bulunuyor. Daha önce de söylediğim gibi burada her şey iç içe.
Hazırsan Mescid’i Aksa yolculuğumuz başlasın. Aksa’nın kapısında duran Israilli askerlere pasaportumu gösterip Müslüman olduğuma emin olmaları için de sordukları duayı okuduktan sonra içeri girebiliyorum. Sınava tutulmuş olmanın verdiği gerginlikle içeri giriyorum ama kapıdan girer girmez gerginliğim geçiyor, “buna değerdi”.. Mescid’i Aksa’nın içindeki Kubbet’üs Sahra tüm misafirlerine görkemli kubbesiyle ‘hoşgeldin’ diyor sanki. Mescid’i Aksa ile ilgili gördüğüm her şeyi not almaya başlıyorum. Burada anlatılacak çok şey var..
Mescid-i Aksa, ilk olarak Hz. Muhammed’in sahabelerinden biri olan Ömer bin Hattab tarafından inşa edilmiş küçük bir din eviydi. Daha sonra Emevi halifesi Abdülmelik bin Mervan tarafından miladi 700 yılında tekrar inşa edildi ve genişletildi. Mescidi Aksa ilk kıblemiz, üçüncü kutsal mekânımızdır. Peygamber Efendimiz’in göklere yükseldiği yerdir. İçinde kubbe, kemer, revak, açık namazgâh, sebil, medrese, mihrap ve mescit gibi 200 eserin bulunduğu 144 dönümlük dikdörtgen alanın tamamı Mescid-i Aksa’dır.

Mescidi Aksâ ‘Haremi Şerif’ olarak isimlendirilmektedir. Bunun anlamı halk kültüründen ve bölgedeki Osmanlı kültürel mirasından kaynaklanmaktadır. İslam inancında ‘Haremeyn’ tabiri Mekke’deki ‘Kabe’ ve Medine’deki ‘Mescid-i Nebevi’ için kullanılır.
Peygamber Efendimiz’in Mirac’ının başlangıç noktası olan ve peygamberlere imam olup namaz kıldırdığı Mescid’i Aksa’nın bulunduğu bu kutsal topraklarda adım adım ilerlerken gördüğüm her yapı gerçekten de büyüleyici.
Mescid-i Aksa’nın İslâm’daki müstesna yerinin sebebi Allah’ın Mirac mekânı olmasıdır.
Isra ve Miraç ;
Hz.Muhammed (s.a.v) Mescid-i Haram’dan Beytülmakdis’e (Mescid-i Aksa) götürülüyor. Buna gece yürüyüşü deniliyor.(Isra)
Beytulmakdis’den Kubbet’üs Sahra’da bulunan muallak taşının üzerinden göğe yükseliyor. (Miraç)
Bu olay hicretten 12-17 ay önce, Recep Ayı’nın 27. gecesinde gerçekleşiyor. Hz. Muhammed (s.a.v) Beytulmakdis’e, Burak atıyla geliyor. Burak atını Mescidi Aksa’nın bugün bizim adını ‘Burak Duvarı’ koyduğumuz, yahudiler için ise Ağlama Duvarı olan duvara bırakıyor. Muallak taşının üzerinde 7 kat semaya yükseliyor ve semaların her birinde sırasıyla Adem, Isa, Yusuf, İdris, Harun, ve Musa peygamberlerle buluşuyor. 7. semada ise Hz. İbrahim ile buluşuyor. Allah’ın huzuruna çıktıktan sonra ümmetine yeni haberleri müjdelemek üzere geri dönüyor. Bu müjdeler şunlar;
1. Miraçtaki en mühim hususlardan biri, beş vakit namazın farz kılınmasıdır. Hazreti Peygamber (s.a.v), Hz.Musâ ’nın tavsiyeleriyle Cenâb-ı Hakk’a mürâcaat etmiş ve başlangıçta elli vakit olarak farz kılınan namaz, beş vakte indirilmiştir. Bununla birlikte Cenâb-ı Hak, bire on vererek, beş vakti kılana elli vaktin ecrini ihsân edeceğini bildirmiştir.
2.Cennete girecek ilk ümmetin Müslümanlar olacağı müjdelendi. “Peygamberlerden hiçbiri Sen’den evvel, ümmetlerden hiçbiri de Sen’in ümmetinden evvel cennete girmeyecektir!” diye buyrulmuştur.
3.Bakara süresinin son iki ayeti indirilmiştir.
Bu sebepledir ki ; Müslümanlar için kutsal Mescid’i Aksa tarih boyunca fırtınalı dönemler yaşadı ve hala da yaşamaya devam ediyor. Yazımın devamında göreceksiniz ki çoğu önemli yapıya her din farklı anlamlar yüklemiş. Bu yüzden de bu kavga hiç bitmiyor.
Şimdi tarihe ufak bir yolculuk yapalım.

Emevi Halifesi Abdülmelik döneminde 687-691 yılları arasında inşa edilen Kubbet-üs Sahra, 1099 yılında Kudüs’ün Haçlılar tarafından alınmasının ardından kiliseye dönüştürülmüştür. Yapılan dönüşüm ile birlikte Kubbet-üs Sahra’nın tepesine haç yerleştirilirken kubbe altındaki mağaraya ise çeşitli ikonalar yerleştirilmiştir. 1187 yılında Selahaddin Eyyübi’nin Kudüs’ü fethetmesinin ardından, Haçlılar döneminde yapılan değişikliklerin büyük kısmı kaldırıldı. Bu tarihten itibaren şehre hakim olan Müslüman hükümdarlar, özellikle Osmanlı Dönemi’nde Kubbet-üs Sahra’ya büyük saygı göstermiş; bakımı ve onarımı için gerekli çalışmaları aksatmamıştır.

Kudüs’ün ve Kubbet-üs Sahra’nın Osmanlılar’ın kontrolüne geçmesi, Yavuz Sultan Selim döneminde olmuştur. Özellikle Kanuni Sultan Süleyman Kubbet-üs Sahra’ya büyük önem göstermiş ve Kubbet-üs Sahra’yı köklü bir şekilde tamir ettirmiştir. 11 Temmuz 1927 yılında Filistin’de meydana gelen depremin ardından Kubbet-üs Sahra oldukça zarar görmüş. Ancak Türkiye ve diğer Arap ülkelerinin yardımlarıyla Kubbet-üs Sahra geniş kapsamlı olarak tamir ettirilmiştir.

Hadi içeriye doğru ilerleyelim..

Kubbetu’s Sahra ; Mekke ve Medine’den sonra Islam dininin en kutsal yeri olan bu görkemli yapı, yüksekliği 18 metreyi bulan sekizgen bir yapıya sahiptir. Islam mimarisinin bilinen ilk kubbeli yapısı olmakla birlikte en eski ve en güzel örneklerinden biri olarak kabul edilmiştir.
1998 yılında tepesindeki altın kubbe Ürdün Kral’ı Hüseyin’in 8.2 milyon dolarlık bağışıyla yenilendi. Ürdün Kral’ı bunu yapmak için Londra’daki bir evini satıp 80 kiloluk altın temin etti. Bu kubbe önce bakır plaklar ile kapatılmış üstü altınla kaplanmıştır.

Kubbet’üs Sahra’nın üzerini örttüğü “muallak taşının ” ( Mirâc‐ı Müşerrefe Kayası) peygamberimizin üzerinde miraca yükselmeye başladığı kutsal kaya olduğuna inanılır. Müslümanların pek çoğu bu kayanın Hz.Muhammed’in semalara yükselirken bastığı taş olduğuna inanmaktadır. Halk arasında bu taşın yer ile gök arasında havada asılı olduğu inancı yaygındır.
Bu taş üzerinde, dünyanın ortasında bulunduğu, Hz. Nûh’un gemisinin tûfandan sonra onun üstüne oturduğu ve üzerinde Hz. Dâvûd’un tövbe ettiği gibi değişik inanışlar vardır. Kitâb-ı Mukaddes yorumlarında ise taşın Süleyman Mâbedi’nin tamamının veya yalnız kurban sunulan mezbahının temelini oluşturduğu kabul ediliyor. Hrsitiyanlar, Mesih Dünya’ya indiğinde insanları bu kaya üzerinden tebliğe çağıracağına inanıyor.
Bu taş ayrıca yahudiler için de oldukça önemli. Yahudi geleneksel görüşüne göre cennet ve yerin ruhsal birleşme yeri bu kaya ve bundan dolayı yahudilerin ibadet ederken döndükleri yerdir. Nasıl ki Müslümanlar kabeye dönerek dua ediyorsa yahudiler de bu taşa dönerek dua ediyorlar. Bu taşı Tapınak döneminin bir parçası olarak görüyorlar. Yahudi geleneğine göre de bu taş Hz.Ibrahim’in oğlunu kurban etmeye hazırlandığı yer olarak biliniyor.
Nasıl bitsin ki bu kavga! Ortadoğunun kalbinin paylaşılamamasının o kadar çok sebebi var ki..

Kubbet’us Sahra’nın içi birçok cezbedici mozaik ve çinilerle döşenmiş ve bunların bir çoğu da ilk kurulmasından yıllar sonra eklenmiştir. Kubbet’üs Sahra’nın iç yüzeyi, Kur’an-ı Kerim’den ayetler ve motiflerle süslenmiştir. Kubbet’üs Sahra’nın içindeyken başınızı kaldırıp en tepe noktasına baktığınızda 16.yy’da Sultan Süleyman döneminden kalma, hat sanatıyla yazılmış Yasin Suresi’ni görebilirsiniz.



Haçlılar Dönemi’nde burası kiliseye dönüştürülmüş. Dönemin Haçlı Kralı buranın Süleyman Tapınağı’nın bir parçası olduğuna inandığı için karargahını bu kubbenin tam yanına kurmuş.
Kubbetu’s Sahra’nın içerisinde muallak taşı adlı kayanın altında ‘Peygamberler Mescidi’ veya ‘Ruhlar Mağarası’ diye adlandırılan içinde derin bir mihrabı olan küçük bir mağara bulunmaktadır. Hz.Muhammed (s.a.v) Miraç Gecesi önce burada peygamberlere namaz kıldırıyor daha sonra dışarıdaki mihrapta namaz kıldırıyor.


Hz. Muhammed’in göğe yükselmeden önceki ayak izi Kubbet’üs Sahra içinde bulunan bir diğer yapı.

Şimdi Kubbetu’s Sahra’nın kapılarını inceleyelim.Batı Kapısı , Cennet Kapısı , Silsile Kubbesi Kapısı ve Kıble Kapısı olmak üzere 4 tane kapısı bulunmaktadır.




Batı Kapısı (sağ üst) ; Kapının sağ tarafında nebi mihrabı ve Miraç kubbesi bulunur. Mirac kubbesi peygamberimizin semaya yükselmeden önceki son durağıdır.
Cennet Kapısı (sol alt) ; Peygamberimiz miraca çıkmadan önce bu kapının önündeki alanda enbiyalara namaz kıldırmıştır.
Silsile Kapısı (sağ alt); Burak yolu üzerindeki kapıdır.




Kıble Mescidi ; Islami geleneğe göre Hz.Muhammed (s.a.v) inananları buraya bakıp dua etmeye yönlendirmiş. Ta ki Allah’tan kendisine gelen Kabe’ye dönüp kıblemizin Kabe olmasının emri gelene kadar.

Caminin içerisinde aynı anda 5bin kişi, çevresiyle birlikte ise aynı anda 400bin kişi namaz kılabiliyor.
21 Ağustos 1969 yılında bu caminin güneydoğu bölümünü yakan bir yangın oluyor. Avusturyalı bir terörist ‘Isa tekrar geliyor yolu açmamız lazım’diyerek caminin bir kısmını yakarak Mescidi Aksa’yı yok etmeyi amaçladı.

Nureddin Zengi Minberi ; Kudüs’ün fethedilmesi Nureddin Zengî’nin hayali ve hedefiydi. Bu aşkla fetih gerçekleşmeden 20 yıl önce, yani 1168’de Mescid-i Aksa’ya konulmak üzere sanat değeri çok yüksek ağaç bir minber yaptırdı.
Minber 12.000 parçadan kündekârî tekniğiyle bir araya getirildi. Üzerinde Kur’an ayetlerinin ve tarihî kitabelerin yer aldığı minber bir sanat şaheseri olarak yapıldı. 20 yıl Halep’te bekleyen minber Selâhaddin Eyyubî’nin Kudüs’ü fethinin ardından 1187 yılında Halep’ten getirilerek Mescid-i Aksa’ya orta mihrabın sağ tarafına yerleştirildi.
Bu çok değerli minber, 21 Ağustos 1969 Perşembe günü sabahı İsrailli yahudilerce ateşe verildi. Minber büyük hasar gördü. Ürdün hükûmeti minberin bir benzerini yaptırarak aynı yere koydurttu.


Mervan Mescidi ; Bu yapının inşa tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte Kıble Mescidi’nin yapılmasından çok önce inşa edildiğine dair izlere rastlanmış. Mescidi Aksa Haremi içerisinde üstü kapalı mekanların en büyüğüdür. Altı bin kişinin aynı anda namaz kılabileceği büyüklüktedir. Haçlılar Kudus’ü fethettiginde ‘Suleyman Mabedi’ olarak bilinen bu mescidi de ahır olarak kullanmışlar. Adına da ‘Süleyman’ın Ahır’ı’ demişler. Bu rivayetin doğruluğunu teyit eden hususlardan biri atlarını bağlamak için mescidin duvarlarına astıkları büyük demir halkların hala bugün bulunmasıdır. Daha sonra Emevilerin Kudüs ‘ü Haçlıların elinden almasından sonra Emevi Halifesi Abdulmalik Mervan’ın burayı onarıp tekrar kullanıma açmasından dolayı ismi ‘Mervan Mescidi’olmuştur.
Islam Muzesi; Bu müze Mescid-i Aksa alanı içerisinde bulunmaktadır. Islam Müzesi’nde sergilenen eserler islam tarihinin en değerli ve nadir eserlerindendir. Mevcut eserler Hz. Ömer zamanından bu yana Mescid-i Aksa’nın tarihini belgelemiştir. H.2 / M.8. yy’a kadar uzanan en eski tarihli nadir bulunan el yazması Kuran’ı Kerim nüshaları sergilenen eserler arasındadır. Memlük Sultanı Baybars’ın yazdırılmasını emrettiği Kuran’ı Kerim bu nadir eserlere bir örnektir. Bu nüsha Filistin topraklarında bulunan en büyük boyutlara sahip Kuran’ı Kerim nüshası olup boyutları 110cm×170cm büyüklüğündedir.











Mescid-i Aksa’yı en önemli yapılarıyla ve tüm maneviyatıyla sizlere aktarmaya çalıştım. Ama burada anlatacak o kadar çok şey var ki yaz yaz bitmez. Yazımı burada sonlandırırken, önümüzdeki hafta Hristiyanlar bölümünde olacağımızın haberini de vermiş olayım 🙂 Görüş ve önerilerinizi benimle paylaşırsanız sevinirim. Sevgilerimle..

Her gidişimde ayrı bir güzelliğe tanık olduğum yer ❤️emeğine sağlık😍
BeğenLiked by 1 kişi
♥️♥️🥰😍
BeğenBeğen