
Filistin’in sürgün ve savaşla geçen tarihini gün yüzüne çıkarmayı amaçlayan Filistin Müzesi’ndeyiz.
Müze, Batı Şeria’da Ramallah’ın kuzeyinde bulunan Birzeit kasabasında, Birzeit Üniversitesi’nin hemen yanında bulunuyor.
Müze mimarisinin zikzak formu ve tepeye yerleşen bahçeler çevredeki tarım teraslarından ilham alıyor ve toprakla olan bağlantının altını çizerken Batı Şeria’nın askeri işgale olan direnişi sembolize ediyor.

1948’de Israil’in kuruluşunun ardından 750.000 Filistinlinin sürgün edildiği, Nakba (Felaket) Günü’nü anmak için geliştirilen bu proje aynı zamanda Filistin halkının kültürünü, tarihini ve özlemlerini de temsil etmeyi amaçlıyor.

19.yy’dan bugüne Filistin tarihini şekillendiren olaylara bu müzede ulaşılması amaçlanıyor. Müze müdürü aynı zamanda ; ‘diasporaya engel olmak, coğrafi ve siyasi sınırların daralmasına karşı durmak’ amacıyla da bu müzeyi açtıklarını ifade ediyor.
Kısaca farklı amaçlara hizmet etmek için çırpınan bir müzeyle karşı karşıyayız. Yalnız muhteşem mimari yapısının, görkemli ve büyük binasının aksine içeride neredeyse hiç tarihi eser göremiyoruz. Müzede sergilenen o kadar az eser var ki , Filistinliler evleriyle ve topraklarıyla birlikte sahip oldukları kültürel değerleri de geride bırakmak zorunda kalmışlar sanki. Aslında, Nakba vurgusuyla yola çıkıldıgı düsünüldügünde, benim aklıma şu soru geliyor. ” Evimi kısa bir süre içinde terk etmek zorunda kalsaydım yanıma alacağım nesne ne olurdu ki ? ” Şöyle cevaplıyorum : ” Temel ihtiyaçlar dışında birkaç fotoğraf ve değerli birkaç parça eşya..”. Müzede işte sadece bunlar var. Birkaç fotoğraf ve geriye kalan birkaç anı..
Tüm bu düşünceler içinde ilerlerken tam da aklımdan geçen düşüncelerin şekil bulmuş haliyle karşılaşıyorum. Ünlü sanatçı Amir Nizar Zuabi’nin ” Soğuk Zeminler ” adlı eseri.

Sanatçı Amir Nizar Zuabi, Jaffa kentinde ikamet ediyor ve 1900’lü yıllarda şehrin maruz kaldığı yıkıma şahitlik ediyor. Zuabi 1948’de Siyonist gruplar tarafından yıkılan evlerin enkazlarını toplamaya başlıyor. Yıkılan evlerin molozları İsrailliler tarafından denize dökülüyor ve dalgalar Jaffa evlerinin renkli kiremitlerini kıyıya geri getiriyor. Oğluyla birlikte deniz kenarında yürüyen Zuabi bu parçaları da toplayarak ‘Soğuk Zeminler’ adlı eserini oluşturuyor. Bu eser sayesinde Jaffa’nın maruz kaldığı yıkım da gözler önüne seriliyor.
Bu eserin hemen yanında ‘Kıyıdaki İnsanlar’ adı verilen Filistin’in kıyılarının adım adım alınmasıyla ilgili görsel sunumlar yer alıyor. O dönemin ekonomisine ve toplum yaşantısına dair fotoğraflar bizi karşılıyor.



Fotoğrafların arasında bir de broşür görüyoruz. ‘Balfour Deklarasyonu’.. Filistinlileri evlerinden eden, Israillileri ise o evlere yerleştiren Nakba sürecinin en önemli adımlarından biri bu bildiri; Yahudi sorununa , Siyonizme ve Filistin’deki Yahudi göçüne değinmekte.

Müze içerisinde sergilenen çivit mavisi bu tablo, evlerini bırakmak zorunda kalan Filistinli denizciler anısına yapılmış. Tablonun adı ; ‘ Dove ‘(Güvercin) /1993

Sanatçı Nasser Soumi 1993 baharında Jafa’ya döndükten sonra yaptığı bu tabloyu anlatırken şöyle diyor:
“Jaffa’lı denizcilerin, seferden döndüklerinde uzaktan, şehirlerini güvercine benzettikleri için tabloya bu ismi verdim. 1970’lerin sonlarında, arkadaşım Hani Mendes bana bir Filistinli denizcinin hikayesini anlattı. 1948’de pek çok Filistinli bu yer değişikliğinin geçici bir durum olacağını düşünerek Lübnan’ın Tire şehrine sığındı. Zaman geçti ve dönüş ertelendi. Beklemekten yorulan denizci, teknesine atladı ve güvercinine doğru yelken açtı. Yafa sahiline vardığında, işgal güçleri onu tutukladı. Askerler teknesini aradılar, ancak hiçbir şey, yiyecek bile bulamadılar ve ona orada ne yaptığını sorduklarında, güvercini görmeyi çok istediğini söyledi. Askerler onun ne demek istediğini anlayamadılar ve bunun bir şifre olabileceğini düşündüler. Memleketini görmeye geldiğini anladıktan sonra, çok uzaklardan bile olsa çok sevdiği şehrini görmemesi için onu teknesine kilitlediler. Birkaç gün sonra onu geldiği yere dönmeye zorladılar. Denizci, Tire’ye döndükten sonra yabancılaşmıştı ve diğer Filistinliler gibi yeni topluma entegre olamadı. Bir yıldan kısa bir süre sonra, güvercini Jaffa’dan ayrılmasından dolayı kederden öldü.”
Son olarak Filistin nakışının ve aksesuarların sergilendiği bölümdeyiz. Kültürel özelliklerine sahip çıkmaya çalışan Filistinliler sergilenen bu yöresel kıyafetlerle tarihlerine ışık tutuyorlar. Kırmızı rengini ağırlıkla kullanan Filistinliler bugün hala özel günlerinde yöresel kıyafetlerini giyiyorlar. Yöresel aksesuarlardan cevşenli kolyeler, gümüş takılar ve akik taşları yine bu bölümde sergileniyor.




Bu müzeyi tek cümlede nasıl tanımlarsın derseniz “Yüzlerce yıllık bir mirası korumak için verilen büyük emek..” Bugün hala İsrail ile Filistin arasında çözülemeyen sürgün problemine dair yaşanılanları Filistin gözüyle görmemizi sağlayan büyük emek…
Haftaya görüsmeķ üzere..

Yorum bırakın