
Çölü deneyimleyene kadar kafa dinlemek için en ideal yerin deniz kenarı olduğunu düşünürdüm. Çöl, kafayı dinlemenin de ötesinde tam anlamıyla bir arınma yeri bence. Bunu ilk olarak Mitzpe Ramon’da keşfetmiştim.
Ayrıca , soğuk Kudüs günlerinde güneşi hissetmek, kemikleri ısıtmak için mükemmel bir adres Negev Çölü. Bu amaçla şubat ayında güneye doğru yola çıktık. Beklentimiz sadece çölün tadını çıkartmak ve ısınmak iken Negev yine bir çok farklı deneyim sundu bize..
Sde Boker İsrail’in ilk başbakanı David Ben Gurion’un evinin burada olması ile ünlü. Bu ev şu anda halka açık bir müze konumunda.

Negev Çölü’ndeki Sde Boker’e bugün dünyanın dört bir yanından ziyaretçiler geliyor. Burada Ben Gurion’un Evi’nin yanı sıra yapılacak bir çok etkinlik var. Etrafta çok fazla yürüyüş parkuru bulunuyor. Çölde jeep turları , binicilik, dağ bisikleti, kuş gözlemciliği gibi aktivitelere katılıp sıcak hava balonu ile muhteşem çöl manzarasını seyredebilirsiniz. Ayrıca Negev’de yetişen şarapları tadabileceğiniz birkaç şarap evi bulmanız da mümkün.

Gelelim bu ucu bucağı olmayan topraklarda nasıl bir yerleşim yeri kurulduğunun hikayesine..
Efsaneye göre 1952 yılında Israil’e savaşmak için gönüllü gelen Jesse adında bir adam vardı. Bölge, Jesse’ye Teksas kırlarını hatırlattı ve burada bir kovboy yerleşim alanı kurmayı hayal etti. Savaşın sonunda Jesse ile birlikte bir grup insan bölgeyi araştırdı ve Ibranicede Kovboy Tarlası anlamına gelen Sde Boker’in yeri belirlendi.
Sde Boker’in kurucuları 1952 yılının Mayıs ayında ilk olarak hayvanlarla buraya gelip bir çiftlik kurdular. Bu çiftlik, daha sonra adım adım büyüyerek de bugünkü halini aldı. Burası bugün kibbutz yaşam tarzının, kültürünün ve eğitim kalitesinin tadını çıkartan Yahudi topluluklarının yaşadığı bir köy adeta. Başlangıçta 13 kurucu üye ile başlamışlar bugün ise toplamda 150 kurucu üye ile yollarına devam ediyorlar.

Kibbutz hayatını merak edenler için Prof.Dr. Ibrahim Yasa’nın makalesinin linkini bırakıyorum 👇
https://dergipark.org.tr/tr/pub/ausbf/issue/3133/43519
Evet bu bilgiler ışığında şimdi müzemizi gezmeye başlayabiliriz. Ben Gurion’un Çöl evine girmeden önce Ben Gurion’un hayatını ve Negev Çölü ile ilgili kısa bir film izliyoruz. Ben Gurion’un sözlerini not aldım ve birebir ekliyorum 👇

“Yeniden başlamak için yeni bir şansım var. Çöl bize yeniden başlamak için en iyi fırsatı sunuyor. Bu Israil’deki rönesansımızın hayati bir unsurudur. Çünkü insan kendini kontrol etmeyi doğaya hükmettiğinde öğrenir. Bugün penceremden dışarı baktığımda ve önümde duran bir ağaç gördüğümde, bu manzara bende İsviçre ve İskandinavya’da geçtiğim tüm ormanlardan daha büyük bir güzellik ve kişisel tatmin duygusu uyandırıyor. Çünkü bu yere her ağacı biz diktik ve sayısız emekler pahasına sağladığımız suyla onları suladık. Bir anne çocuklarını neden bu kadar sever ? Ben de burayı böyle görüyorum.
Sde Boker’e Dönüş: 1953’de Sde Boker’e geldiğimde daha önce görmediğim gençler ve çadırlar gördüm. Negev’deki durumun farkındaydım. Bu bölge çok topraklıydı fakat tuzlu değildi. Ancak her şeyi yeniden inşa etmek gerekiyordu. Ama bunu gençlere söylemedim sadece içimde yaşadım. Her şeye en baştan başladık ve her şeyi kendimiz yapacaktık.
Ben Gruion hayatı: David Green ismiyle Rusya’da doğdum. 14 yaşındayken gerçek bir yetişkin gibi hissetmeye başladım. Ezra isminde bir siyonist birliği kurdum. Amacım sadece İbranice konuşmaktı. Gençleri sinogago topladım ki onların İbranice’de ilerlemesini sağlayabileyim. Ayrıca onları İbranice konuşmaya zorladım ve İbraniceye döndürdüm. Sonra ilginç bir şey oldu bir baktım ki şehirde herkes İbranice konuşmaya başlamış. 20 yaşında İsrail’e göçtüm. Çok makul bir hedefim vardı burada. Yeni bir vatan yapımına fiziki olarak katkı sağlamak.
1935 Negev’e yolculuk: Türkiye’de okuduğum dönemde Amerika’ya sürgün edildim ve orada Negev Çölü’nü kitaplardan okudum. Ingilizler Türk’lerden burayı devralınca da İsrail’deki işçi örgütünün (histadrut) başkanı seçildim. Daha sonra Yahudi Israil Ajansının başkanı seçildim. Yaptığım ilk şey Negev’i ziyaret etmek oldu. Buradan Eliat Körfezi’ne, Kızıldeniz’e, Hint Okyanusu’na ve dünyanın en büyük kıtasına açılan bir su yolu gördüm ve buraya yeni öncül bir yahudi yerleşim yeri kurmayı hayal ettim. Anladım ki geleceğimiz Negev’deki bu tarımsal yerleşim yerine ve yahudi su girişimciliğine bağlı olacaktı. Bunu ne kadar çabuk yaparsak bulunduğumuz konum da o kadar iyi olacaktı. Daha sonra Negev’den bir yer satın almak için bir talebim oldu. Malesef bu olmadı. Sonra Ingilizliler Beyaz Kağıdı yayınladı ki bu İngilizlilerin bu protokolu bizi Negev’deki planımızdan mahrum bıraktı. Sonra 2.Dünya Savaşı patladı ve insanlarımız Avrupa’da perişan oldular.
Savaş bittikten sonra kendimi Yahudi devletine adadım. İsrailin eğitimli bir memleket olması için uğraştım. Yıllar boyunca bütün varlığımla çalışmamı sürdürdüm. Her nefesimde siyonizmi hissettim.”
Buradan ayrılıp evin diğer kısımlarını gezmeye başlıyoruz.
Evin kalbi diye nitelendirilen Ben Gurion’un ilgi alanlarını kapsayan 5000 adet kitabının yer aldığı kütüphane kısmına geçiyoruz.

Kişisel eşyalarının yer aldığı yatak odası ve salon da bugün müze içerisinde sergilenen bölümlerden.



Son olarak da burayı ziyaret eden gençleri motive etmek için Liderlik Sergisi kısmındayız. ‘Lider kimdir ve nasıl olunur?’ ile ilgili kısa bir film sonrasında müzeden çıkıyoruz.
Ben Gruion buradaki evinde 20 yıl boyunca yaşıyor. 1953 yılında başbakanlıktan istifa ettikten sonra kendisini buradaki kibbutz hayatına adıyor. Birkaç yıl sonra tekrar başbakanlığa dönmesine rağmen TelAviv’deki evine dönmüyor. 1973’te ölümüne kadar eşiyle bu evi paylaşıyor ve mezarının da burada olmasını vasiyet ediyor.
Ben Gurion ve eşi Paula Ben Gurion’un mezarları bulunduğumuz bu kibbutza birkaç kilometre ötede Midreshet’de bulunuyor.

Bu bölgede bulunan Ein Avdat National Park ‘da çölün içinde bir orman yürüyüşü yapmanız için harika bir adres.


Son olarak şunu da eklemek isterim. Burası her ne kadar ilk olarak Yahudiler tarafından bulunmuş gibi görünse de araştırmalar gösteriyor ki ; 7.yy ‘ın sonlarından 9.yy’ın başlarına kadar erken İslam döneminde burada büyük bir tarım çiftliği ya da köyüne dair izler var. Ayrıca bölge yakınında yüzlerce Arapça yazıt bulunan bir cami de dahil olmak üzere düzinelerce yapı kalıntısı bulunmuş. Yani bu topraklar binlerce yıl önce de başka bir topluluğa ev sahipliği yapacak kadar verimli ve bereketliymiş.
Sde Boker’i görmek için Youtube ‘daki videoyu izleyebilirsiniz👇
https://m.youtube.com/watch?v=EGZqm-NmCT8

Çöl her geldiğimde bana varoluşu sorgulatıyor. Toprak, köklerimi hatırlatırken hava da bir o kadar özgür olduğumu hissettiriyor. Yıllar geçse de üstünden tekrar dönüp hatırladığımda burada hissettiklerim yüzümü gülümsetecek.
Sevgilerimle..

Yorum bırakın