Eski bir hikaye der ki; Kudüs dünyanın tam ortasında bulunan, peygamberler, hacılar, krallar, halifeler ve savaşçılar tarafından mesken edilen, çok uzun yıllar boyunca fırtınalı dönemlerden geçen efsanelerle dolu kutsal bir şehirdir.

Bugün yolculuğumuzda; bu kutsal şehrin her taşına kulak verelim, surların tepesine çıkıp Kudüs’ü seyredelim, kutsal topraklarda adım adım ilerleyelim.
Bakalım kapılardan geçerken gözümüze çarpan bir simge bize ne anlatacak..
Başımızı kaldırıp Hz.Muhammed’in göğe yükseldiği Kubbet-ül Sahra’nın o görkemli kubbesine bakalım. Hz.İsa’nın sırtında çarmıhını taşımaya çalışırken dayanamayıp düştüğü taşın üstüne dokunalım. Yahudi Haradilerinin onlar için son derece kutsal olan Ağlama Duvarı’na klasik kıyafetleriyle, başlarında siyah şapkalarıyla, kulaklarının yanından sarkan uzun saçlarıyla ibadet etmeye gittiklerine tanıklık edelim.




Hazırsan yolculuğumuza başlayalım.
Bana dünyanın merkezi neresi diye sorsanız ‘Kudüs’ derdim. Özellikle de 3 semavi dinin kadim bölgesini işaret ederdim, Eski Şehir (Old City).
Kudüs bugün 125 km²lik bir alanı kaplasa da Kudüs’ün asıl kısmı şehrin doğusunda bulunan Kanuni Sultan Süleyman tarafindan surlarla çevrilmiş sadece 1km²lik bu tarihi bölgedir.

Eski Şehrin minyatür görüntüsü
Surların kapısından tarihin derinliklerine adım attığınızda, sadece birer sokak arayla M.Ö.960 yılından bu yana var oluş amaçları olarak gördükleri tapınaklarına giden yahudileri, Hz.İsa’nın Allah’a yolculuğunda adım attığı yerlerde dua okuyan hristiyanları, ilk kıble ve miracın temsilcisi Kubbet-ul Sahra’ya ibadet etmeye koşan müslümanları görürsünüz. Sadece metrelerle ölçülecek farklarla üç farklı dini kabul eden üç insanın üç farklı yolda ağlayıp ibadet ettiğine şahit olursunuz.
Tarih boyunca bu gerçek hiç değişmedi. Bugün hala her adımımızda bunu görüyoruz. İşte bu tarihi şehir Kudüs’ün ta kendisidir.



Yavuz Sultan Selim Memlüklüler’den bu şehri 16.yy.’ın başında devraldı. O günden sonra 400 yıl boyunca bu şehir Osmanlı’nın en kutsallarından birisi oldu. Bu şehre en fazla önemi ise Yavuz’un oğlu Kanuni Sultan Süleyman verdi.
Bir gece rüyasında iki tane aslanın Kudüs’ü koruyamadığı için kendisini yediğini gören Kanuni Sultan Süleyman, ertesi sabah bunun bir işaret olduğunu düşünerek Kudüs’ün surlar ile çevrilmesini emreder. Ayrıca yazımın devamında göreceğimiz Aslanlı Kapı’da bu olay üzerine inşa edilmiştir.
Kanuni Sultan Süleyman, öncelikle şehrin güvenliği için 4018 metre uzunluğunda 12-15 metre yüksekliğindeki bugün hala tüm orjinalliğiyle sapa sağlam duran surları yaptırdı. Bununla beraber şehrin kalelerini ve su kuyularını tamir ettirdi ve şehir içinde büyük bir kalkınma başlattı.


O dönemde şehre giriş ve çıkışlar 6 kapı üzerinden yapılıyordu. Güneşin doğuşuyla açılan kapılar gün batımıyla kapanırdı. Bu kapıların her birinin özel bir anlamı vardı. Örneğin; birazdan tek tek anlatacağım kapılardan ‘Yaffa Kapısı’ bu tarihi şehrin Hz.İsa’nın doğum yeri olan Beytüllahim’e giden yola açılırdı. Dolayısıyla Hristiyan hacılar şehrin batısındaki bu kapıdan şehre girerken, Müslüman kafileler Hz.Musa’nın Eriha’daki (Eriha hakkındaki detaylı bilgi için ‘Dünyanın en eski şehri Eriha’ başlıklı yazımı okuyabilirsiniz.) makamını ziyaret edip şehrin müslüman bolümüne açılan Şam Kapısı’nı kullanırlardı.




Yafa Kapısında bulunan Arapça yazının anlamı : “Sultan Yavuz Selim oğlu Sultan Süleyman Han Hazretleri tarafından hicri olarak 945 yılında cumadilula ( Eylül ) ayında bu kapının inşa edilmesi emri verilmiştir.”
Devamında Sultan Süleyman’ı öven cümleler bulunmaktadır. “Allah mülküne zeval vermesin. O arapların, müminlerin halifesi ve sultanıdır.”
Son olarak da Hz.Muhammed’e (sav) ithafen ; ‘ “Hicret sahibine selam olsun” yazmaktadır.


Rivayete göre Selahaddin Eyyübi 1187’de Kudüs’ü yeniden fethederken şehre tam bu noktadan girmiş. Selahaddin’in askerlerinin kapının girişinde sabahlayıp burada savaştıkları için; kapıya “Sâhira” yani “uyanık kalanlar” adı verilmiştir.
Ayrıca kapının dışarı açıldığı noktaya çıkan caddenin adı da bu sebeple Selahaddin Caddesi’dir.




Kapı ayrıca Hristiyanlar tarafından “Aziz Stephen Kapısı” olarak da adlandırılır. Çünkü burası Isa’ya sadakatiyle bilinen Stephen’in şehirden atıldığı ve taşlanarak öldürüldüğü noktadır. Mezarı da kapının yanında bulunmaktadır. Ayrıca bu kapıyla açılan yol Hz.Isa’ nın çarmıha gerilmeye gittiği “Çile Yolunun” başlangıcı sayılmaktadır.




Eski Şehri’n kapılarının görkemini yaşamanın en iyi yolu surların üzerinde yürüyüş yapmaktır. Hadi şimdi birlikte surları gezelim.





Eski şehrin kapılarının ve surlarının ardından sıra geldi şehrin içine, sokaklarına girmeye… Eski şehir (Old city) 4 bölümden oluşmaktadır. Müslüman çeyreği, Hristiyan çeyreği, Yahudi çeyreği ve Ermeni çeyreği. Bu bölümlerin her birini Müslüman çeyreğinden başlamak üzere her hafta ayrı ayrı ele alacağız.

Kırmızı Alan ; Hristiyan Bölümü
Kahverengi Alan ; Yahudi Bölümü
Mavi Alan ; Ermeni Bölümü
Bölümler her ne kadar sınırlar ile ayrılmış gibi görünse de, aslında her şey içiçe. Müslüman mahallesinde hac ibadetini yapan bir hristiyana, hristiyan mahallesinde de camiye giden bir müslümana rastlama ihtimaliniz çok yüksek.
Haritada da görüldüğü gibi, Eski Şehir’in en büyük bölümü Mescidi Aksa’yı da içine alan Müslüman bölümüdür. Müslüman mahallesinin daracık sokaklarında ilerlerken kendimi Anadolumuzun tarihi bir çarşısında pek bir tanıdık havada hissediyorum.














Eski Şehrin Hristiyan çeyreğinde bulunan Kutsal Kabir Kilisesi hristiyanların en kutsal yeri.








Yahudi Çeyreğinin en önemli yapısı ise Yavuz Sultan Selim’in bulması ve koruması ile günümüze kadar gelen, yahudiler için çok kutsal olan Ağlama (Batı) Duvarı’dır.








Ermeni bölümü eski şehir içerisindeki en küçük bölümü oluşturmaktadır.




Eski Şehrin etrafının dağlar ile çevrili olması, toprağının tarıma elverişsiz olması gibi sebeplerle şehrin kuruluşundan itibaren bu bölgenin halkı ticarete yönelmiştir. Bugün hala faaliyet gösteren dükkanlar, atölyeler, zanaatçılar kökleri çok eskilere dayananan esnaflık geleneğinin temsilcileridir. Örneğin Evliya Çelebi şehirde 2046 dükkan olduğunu buna ek olarak sabun üretim merkezleri, değirmenleri, fırınlar ve zanaat erbabıyla şehrin çok canlı olduğunu not etmiştir.
Kitap önerisi : Osmanlı Kudüs’ü (1700-1757), Abdalqader Steih
Osmanlı arşivleri incelenerek ortaya çıkan bu eser 18. yy’ın ilk yarısı için harika bir “Osmanlı Kudüs’ü” portresi çizmektedir.
Şehrin içerisinde dikkatimizi çeken bir başka yapı da su kuyuları. Bunun en büyük sebebi ise, şehrin akarsu gibi su kaynaklarına yakın olmaması sebebiyle şehir halkının zaruri günlük kullanımlar için kısıtlı ve düzensiz yağmur suyunu kullanmak zorunda kalmalarıdır. Bu suların muhafazası için de kuyular ve sebiller yapıldı.




Son söz; gördüklerimi, okuduklarımı düşündüğümde Eski Şehire şu üç sıfatı yakıştırıyorum. Yüzlerce yıldır Semavi dinlerin inanç ve hatıralarını herbir köşesinde taşıyan kutsal şehir. Her çağın dokusunu yaşayan, peygamberlerlere, krallara, padişahlara, alimlere ev sahipliği yapmış; isyanlara, felaketlere, savaşlara boyun eğmemiş tarihi şehir. Asırlar süren çekişmenin ardından bugün kendisini paylaşamayan insanoğlunu bir arada yaşamaya mecbur bırakan güçlü şehir.
Haftaya Müslüman çeyreğinde, Mescid-i Aksa’da, ilk kıblemiz Kubbetül Sahra’da görüşmek üzere..

Harika anlatim emeğine saglık
BeğenLiked by 1 kişi
Sağol ablacimm ♥️
BeğenBeğen
Sağol ablacimm♥️
BeğenBeğen
Şahane anlatmışsın Cemile. eline ayağına sağlık. takipteyim …
BeğenLiked by 1 kişi
Okudugun ve yorumladigin icin tesekkur ederim serdarcim 😊
BeğenBeğen